Hırsızımla Çay İçiyorum..

Dışarıda yağmur yağıyor. Pencere önündeyiz.Üstü başı işine göre pek düzgün bir hırsızla, oturmuş çay içiyoruz. Yanımızda bisküvilerimiz bile var.

Camlar tertemiz, yerler tertemiz, ev yemek dolu, hatta kek ve poaça bile var.

Hırsız kimin evine gireceğini biliyor.

Çocukları yokmuş, annesi yokmuş, babası yokmuş, kardeşi yokmuş, yalandan bir evi varmış. Nerede olduğunu söylemiyor. Çaldıkları ile yaşıyormuş.

Bir de düzenli girdiği evler var. Mesela şu alt mahalledeki orta yaşlı kadın, hani şu incecik ama kocaman göbeği olan, dişleri inci gibi bembeyaz kadın. Onun da 3 çocuğu var. Eşi ölmüş. Azıcık hüzünlü. Tam onun üst katında da kıskançlıktan her yerde gördüğünü satın alan alma hastalığına sahip bir adam yaşıyor. Ona ise hiç gitmemiş hırsız. Çalacak onca şeye rağmen, almaya gönlü yok hırsızın. Biriktiyor yıllardır. Ev dolmuş taşmış, adım atacak yer yokmuş.

Neyse, sözün kısası biz çayımızı içerken, bana getirdiği kağıdı uzatıyor. "Hadi" diyor, "İmzala"! Elime kağıdı alıyorum. Üzerinde, madde madde benden alacakları yazıyor, benim de bunları ona verdiğimi kabul edeceğime dair imza atmam gerekiyor. Maddeler her eve göre değişiyor, bilginiz olsun.

Kiminden aşkı çalıyor, kiminden parayı, kiminden korkularını.

Kiminin evine girince hafifliyor ev sahibi, kimi çılgına dönüyor.

Benim geçen sene hiç birşey veresim yoktu. İmzalamadım, o da rastgele çaldı. Sürpriz oldu bazı şeyler. Bu yüzden, bütün sene onları düşündüm durdum. O yüzden istemiyorum böyle olsun. Ben bu yıl imzalamaya karar verdim.

Eskimiş hiç birşeyim yok. Yenilerden vermek zorundayım. Bir iki marka elbise, birbirine benzer ayakkabılardan 3 tanesi, bir fincan takımı, hani şu en üst dolapta olup, temizlikten temizliğe çıkarılanlardan, atmaya kıyamadığım çok eski bir kaç resim, 4 rendeden 2 tanesi, bir odada iki tane aynı duran lamba, erimiş ama mumluktan çıkarmadığım mumlar, sürekli arızaya giden ve geçen ay 3 kez tamir ettirdiğim büyük ayaklı lamba, bir televizyon ve malesef 10 tane kitap.

Offf.. Anlaşma işte son maddesinde pek fena. Kitaplarımı çok seviyorum. Onlardan biri bile evden çıksın istemiyorum. Ama imzalayacağım anlaşmanın en önemli maddesi ve zorunluluğu, çok sevdiklerinden bir miktar vermen. 1570 kitap olunca, mecburen 10 tane vermek zorunda kalıyorum.

İmzamı atıyorum. "Bir çay daha ister misin?" diye soruyorum. "Yok" diyor "Daha gideceğim oniki ev var. Akşama kadar ancak gezerim, bir de gece işim var. Bir kaç tanesine de gece gitmem lazım"

Hırsız sakin, acelesiz ve yeniden geleceğinden emin bir eda ile yerinden kalkıyor ve girdiği pencereden gündüz gözü ile büyük bir hızla aşağı iniyor. Sehpada yarı içilmiş çay fincanı, benim üzerimde sabahlık ve pijamalar, el sallıyorum pencereden ona. Arka bahçeden çıkıp gidiyor.
.....

Biliyorum kimse hırsızı ile oturup çay içmez. Ben de içmedim. Hikaye bu ya, hayatımızın pek çoğunu kendi ellerimiz ile teslim ettiğimiz hırsızlardan birini konuk ettim sadece ben. Hiç imza atmadığım ama bana ait olması gerekirken verdiklerim vardır diye, olmayan eşyalarımı veriyor gibi imza attım hikayede. Nasıl olsa, benim de vaktiyle çaldırmışlığım var.

Bugün kendi istediğiniz ile çaldırdıklarınız için yazıyorum bu satırları. Sihir olacak ise, kendi içinize değen bir sihir olsun bugünkü.

Bir sorun kendinize, yüreğinizde kalması gerekirken hangi coşkuları, hangi hayalleri, hangi umutları kime dağıttınız? Akrabalarınıza, tanıdıklarınıza, arkadaşlarınıza,komşularınıza, bir kahve içimlik karşılaştıklarınıza, hadleri olmadığı halde kendi ellerinizde hayatınızdan ne teslim ettiniz.

Kimseye değil, kendimize kızma ve kendimizin kendimize yaptıklarını fark etme günü bugün. Bu sayede belki hiç bir hırsızı içeri alıp, çay içmek zorunda kalmayız.

Siz soruları yanıtlarken göreceksiniz ki, size ait olması gereken birşeyleri verirken onlardan biri ile çay içiyordunuz. Sadece adının hırsız olduğunu bilmiyordunuz. Onu reddetme, güzel bir sözle veya kavga dövüş kapı dışarı etme şansınız vardı. Ama siz imzayı atmayı tercih ettiniz. Siz attıkça, o yeniden imzalatmaya geldi.


Sevgilerimle,
İçmimar Funda Pekkutsal Karakuş
rengezadesign@gmail.com
back to top