Bir İkea Dolabında Mahsur Kalmak


Romain Puertolas, "Bir İkea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu" isimli bir kitap yazdı. Ülkemizde Can Yayınları, bize ulaştırdı. Kitap rekorlar kırıyor. Kitabın ismine bayıldım. Tam da konumuz ile ilgili. Gerçi onun hikayesi bambaşka ama bizim için de kitabın adı çok önemli.

İkea'nın ne markası ile, ne ürünlerinin kalitesi ile ne de tasarımları ile ilgili bir sıkıntım yok. Hatta takdir ettiğim ürünleri ve bir de hikayesi var. İkea'nın hikayesi 1930'lu yıllarda Ingvar Kamprad'ın beş yaşındayken yakın komşularına kibrit satması ile başlıyor, yedisine geldiğinde bisikletini kullanarak daha uzak çiftliklere ulaşıyor. Kibritleri Stockholm'dan topluca ucuza alabileceğini ve onları birer birer çok düşük fiyatla satabileceğini ama yine de iyi bir kâr yapabileceğini anlıyor. Satışları kibritten başlayarak çiçek tohumları, tebrik kartları, yılbaşı ağacı süsleri, daha sonra da kurşun ve tükenmez kaleme kadar çeşitleniyor. Gerisini kendi sitesinde okuyabilirsiniz. Alkışı fazlası ile hak ediyor.

Ancak burada mesele başka. 

İkea bir yaşam şekli, bir kültür haline geldi, neredeyse hayatımızın bir parçası. Prototip bir yaşamın ortakları haline dönüştük. Artık, ne yazık ki, bu harika firma istemeden de olsa kendisinin nasıl yaşamak istediğini yeterince araştırmayı ve hayal etmeyi unutan insanlara dönüşmemizde yardımcı olur hale geldi. Hem de tam tersi görünüyorken. Bize güzelce döşenmiş ve neredeyse herşeyi ile hazır yerleri sunarken, kendi hayallerimizi unutup onlarınkini alıp, oda oda eve getirir olduk. Evde oturduğumuz yerden internet üzerinden mobilya alıyoruz. Koklamıyoruz, dokunmuyoruz, hissetmiyoruz hatta zaten hayal de etmiyoruz. Pek çok işimizi kolaylaştıracak tasarımlar ile bize günlük telaşları halledecek olasılıklar sunsa da, uzun vadede yaşamsal kararları derinden etkileyecek sunumlar yapıyor. 

Orada bir yerde, İkea'nın döşenmiş hazır odalarının arasında bir yerde hayalimizdeki yatak odası veya çalışma odası varmış gibi heyecanla ilk fırsatta oralara koşuyoruz. Hal böyle olunca, her ne kadar Romain Puertolas'ın bahanesi başka olsa da, biz de bir İkea Dolabında mahsur kalıyoruz.  

Funda bugün diyor ki sana;
Kim seni senden daha iyi bilebilir ki? Sana seni, aynada göründüğün gibi değil, olmanı istedikleri gibi anlatıyorlar. Bu ayna başka ayna.. Bu ayna, bir marka içinde dolaba sıkışmış bir ayna.

Sevgilerimle,
İçmimar Funda Pekkutsal
rengezadesign@gmail.com 
back to top